Yazar > Makaleler

İş Arayanları İş Bulanlara Çevirme Kılavuzu - 9

“Ben Aramam, Bulurum” Pablo Picasso

“Başarının sırrı , uğraşılan konuya hakim olmaktır.”
Benjamin Disraeli


Bir çalışanın anatomisini çıkartacağım size bu hafta Canlarım.

Personel X, hayat hedefi olarak kendisine bir ev ve araba almayı kafaya koymuş bir çalışandır.

İşe her zaman vaktinde gelir.

Ama bu iş yerine girişi kendi isteği ile olmamıştır.

Tıpkı üniversiteden mezun olduğu bölümün de kendi isteğiyle olmadığı gibi.

Sonuçta okulunu da, işini öylesine – rast gele seçmiş birisidir o.

Gerçi anne baba baskısı ve korkusu olmasa okumayacağı kesindir.

Anne baba zoruyla bir bölüm seçer. Anne baba parasıyla okulunu bitirir.

İşte gönlü yoktur. Çünkü mezun olduğunda ne iş olsa yaparım düşüncesindedir.

Üniversitede bir işe odaklanmadığı, bir yabancı dil öğrenmediği, kişisel olarak kendini geliştirmediği ve en önemlisi okurken çalışmadığı için, kurumsal açıdan hiçbir bilgiye sahip değildir. Kurum kültürü ile ilgili en küçük bir düşüncesi yoktur.

Mezuniyetten sonra öylesine dolanır ortalıkta. Nasıl olsa hiç kimse onu işe almayacaktır. Askerlik engeli vardır önünde. Dolayısı ile kendisini hiçbir işe ve kuruma veremez. Öylesine çalışıyor görünür, birkaç yıl. Sığıntı çalıştığı için, hiç kimse öyle bir elemanla çalışmak istemez.

Personel X’in aklında hep askerlik dönüşü vardır. Büyük hayaller kurar. Siz beni askerden dönünce görün cinsinden hayallerdir bunlar.

Geçen zaman zarfında hiçbir işe ısınamaz. Hatta askere giderken, iş dünyasına karşı açıkçası biraz da soğumuştur.

Patrona karşı nefrete yakın bir bakış açısı kazanmıştır.

Hatta sermayeyi düşman görmeye başlar.

Askerde hep o 2-3 yıllık çalışma hayatında, kendisine yapılan yanlışları düşünür.

Hakkının nasıl yendiğini, içindeki o büyük potansiyelin nasıl keşfedilmediğini, kendisine nasıl haksızlıklar yapıldığını…

Dolayısı ile askerde de umudu, terhis sonrasına saklamıştır. Hal böyle olunca askerlik döneminde de eline bir kitap almaz. Bir yabancı dil öğrenmez. Silahlı kuvvetlerin açtığı meslek edindirme kurslarına da itibar etmez, çünkü oraya hep ilk okul ve orta okul mezunları gidiyordur. Kendisi ne de olsa üniversite mezunudur. (Halbuki o aralar, bilmem ne belediyesinin açtığı 100 kişilik zabıta kadrosu için, sınava 15.000 üniversite mezununun katıldığı haberi de yayınlanmaktadır. Ama Personel X’in gazete, dergi ve kitapla da pek arası yoktur.

“Şafak doğan güneş” olduğunda bütün arkadaşlarını, yeni başlayacakları hayat heyecanı sararken, onun içini sıkıntı basmıştır.

Sabaha kadar, kabuslarla döner durur yatakta. İçinde “şimdi ben ne olacağım” kaygısı ve korkusu vardır.

Evine döner.

Birkaç yılını iş aramakla geçirir. Çaldığı her kapı suratına bir bir kapanır. Çünkü adamlar, sermaye babasıdır. Geri zekalılar, asgari ücret önermektedir, onun gibi bir cevhere (!) Dolayısı ile önerilen hiçbir işi kabul etmez.

Yıllar hızla geçmektedir.

Yaş ilerlemekte, içindeki evlilik arzuları kabarmaktadır.

Lakin, aşık olduğu kızın zalım mı zalım (!) babası işi olmayana kız vermemektedir.

Annesinin “en azından sigortalı bir iş olsun evladım” önerisine uyarak, kendisini kabul eden ilk iş yerine kapağı atar.

Elinden bir iş gelmemektedir.

İş yerini tanımaktadır.

O iş koluyla ilgili hiçbir fikre de sahip değildir.

Ama bir taraftan evlilik hazırlıkları yaparken, bir taraftan da yetmeyen maaşına destek olsun diye ek iş filan bulma ümidiyle, bir ayağı şirkette, ama güzü hep dışarıdadır.

Mesaiye vaktinde gelir. Verilen işlere koşturur. Ama bir işin uzmanı olmadığı için, öylesine bir kariyerdir tutturduğu.

Şirkette onu seven ve beğenen bir arkadaşı da yoktur. Yönetimce de takdir edilmemektedir.

Şansını başka bir şirkette denemeye karar verir. Ek iş yaptığı hafta sonu mesaisinde, başka bir iş yerinden bir arkadaş edinmiştir. “Bize gel bizim şartlar daha iyi” diyen arkadaşına inanıp, 150.-YTL daha fazla maaş alacağı (ve artık sayısını kendisinin de hatırlamadığı üçüncü mü, beşinci mi) şirkete girer.

Bir önceki iş kolunda az çok bir şeyler öğrenmeye başlamışken, şimdi karşısında yepyeni ve bugüne kadar adını bile duymadığı bir iş kolu ve uğraşı vardır.

Bu arada evlenir. Zaten kıt kanaat geçindiği için, çocuk filan akıllarına bile gelmez.

Eşinin de çalışmasını istediğinde, kayınpederi ile bozuşur. Kayınvalide “Madem bakamayacaktın, niye aldın gül gibi kızımızı” masalındadır.

İş zaten düzensiz giderken, buna bir de eş ve aile sorunları eklenir.

Hayatının bu aşamasına kadar aile ile ilgili eline tek bir kitap almamış, kadınlık öz benliği ile ilgili tek bir satır okumamıştır. Dolayısı ile, kısa bir zaman içinde parlayan ve sürekli artan bunca sorunla baş edemez.

Artık psikolojisi de yıprandığı için, işleri tam da rayına koyabileceği dönemde, kendisini işe veremeyen, aklı fikri evlilik sorunlarına takılı, takıntılı bir kişilik olup çıkmıştır.

Günlerden bir gün, iş yerinde bir arkadaşı “hafta sonu bir seminer var” der.

Hayatının dönüm noktası olacağından habersiz, belli belirsiz bir “tamam” cevabı verir arkadaşına.

Seminer hafta sonu ya. Biz de yazımızın devamını o seminerden sonra yazacağız :)

Münir Arıkan
Düşünce Koçu
Munir@munirarikan.com