Yazar > Makaleler

İş Arayanları İş Bulanlara Çevirme Kılavuzu - 8

“Ben Aramam, Bulurum” Pablo Picasso

(Hedef); (Hayal) edip, (Hassasiyet) ve (Haysiyet) ile calisarak (Hüner) kazanip (Huzur) dolu bir (Hayat) (Hak etmek)’tir.
Marikan 8H Prensibi

Bir ülkenin kaderini, o ülkedekilerin çalışma stili belirler.

Arap kardeşlerimiz 1876’da Filistin’de nargile höpürdetirken, Yahudi gençler Hayfa’da portakal bahçesi kurmakla meşguldü. Gençler ve hatta yedi-on iki yaş grubundaki bütün çocuklar, bir ülke inşa edilmesi ile ilgili büyük ideallerinin uğrunda, bütün şahsi zevklerinden vaz geçip, ölümüne bir çaba içindelerdi.

Yedi haftadır devam eden, “Ben Aramam Bulurum” yazı dizisini, fazla patron’cu bulan, bu kadar da köle gibi çalışmaya ne gerek var diye, arada mail kutuma nazik eleştiri mesajları yollayan can dostlarım için, bu hafta böyle bir başlangıç yapayım dedim.

Fazla yorulmayın, Canlarım.

Mesaiyi umursamayın. İş akdinin hilafına davranışlar sergileyin. Çalışma arkadaşlarını önemsemeyin. İşi külfet olarak görün. Üzerinize, görev tanımınızdakinden bir gram bile fazla bir iş ve uğraş almayın. Şirketten kurtulup gitmek için, mesai saatini dolmasını dört gözle bekleyin.

İş çıkışı, işi ve mesleğinizi unutun. Kendinizi geliştirmeyin. Hiçbir mesleki ve sosyal bir kulübe üye olmayın. İş arkadaşları ile toplanıp, kurumunuzu daha da ileriye taşıyacak projeler üretilmesine imkan tanıyacak beyin fırtınaları yapmayın.

Kişisel ve kurumsal gelişim seminerlerine katılmayın. Kitap okumayı bir angarya olarak görün. Gazeteleri ve mesleki dergi ve yayınları takip etmeyin.

İletişim becerinizi geliştirmeyin. Kurumsal network oluşturmayın.

Müşteriler ve onların psikolojisini anlamakla ilgili birtakım önemli bilgiler edinmek yerine, iş emrinin masanıza kadar gelmesini bekleyin.

İnisiyatif kullanmayın. Sorumluluk almayın.

Ekstradan hiçbir yükün altına girmeyin.

Buna değer mi sorusu beyninizde sürekli tekrar eden bir arka fon müziği olsun. Ve siz hep “ya bu kadar koşturmaya değer mi” diye başkalarının canla başla çalışmasına zihinsel köstek olun.

Hep patrona mı çalışacağız?

Biz patronun kölesi miyiz?

Hep bizi böyle sömürmesine imkan mı tanıyacağız?

Bu ülkede zaten insan hayatının ve çalışmanın bir değeri yok ki… v.b. arka fon müziklerini, beyninizin içinde sürekli çalın.

Bütün bunları yapın…

Yapabiliyorsanız yapın…

Ama size bir şey söylemek isterim.

1876’da Arap’lar uyurken, Yahudiler ayaktaydı.

İnsan gibi yaşamak için, eşek gibi çalışmak gerek sözünü, ölümüne bir çalışma azmi ile bütün dünyaya örnek olacak bir başarı öyküsüyle süslediler.

Şimdi sonuç ortada.

Belki o tarihlerde yaptıkları köle gibi, ölümüne bir çalışma bazıları için zor gelmişti. Hatta dayanamayanlar Filistin’i terk edip, Amerika’daki tatlı hayatlarına dönmüşlerdi.

Ama kalanlar, gerçekten insan aklının alamayacağı büyük bir başarı öyküsü yarattılar. 50 yıl içinde hem de.

Bir ülkenin kaderini, o ülkedekilerin çalışma stili belirler.

Filistin’de bu böyle oldu.

Allah çalışana verdi.

Almanya’da, savaşın yerle bir ettiği, insanların yokluk, açlık ve sefaletle imtihan olduğu Almanya’da da bu durum aynı şekilde tekerrür etti.

Japonya’da da…

İki atom bombasını tepesine yediğinde, yıkılıp, gidebilirdi. Buna hakkı vardı. En azından yeterli bir mazeretleri vardı. Atom bombasının atıldığı yerlerde değil insan 100 yıl boyunca ot bile bitmeyecekti…

Ama 83 milyon Alman, 2.8 trilyon dolar’lık bir GSMH’ya sahipler.

57 İKÖ (İslam Konferansı Örgütü) Üyesi ülkelerin nüfusu 1.5 milyar. Ama ürettikleri katma değer Türkiye ve Malezya’Yı çıkartırsanız 2.5 trilyon dolar.

Bu rakam Atom Bombası yemiş 130 milyonluk Japonya’da 4.5 trilyon dolar.

Batı’da Fransa, Belçika, Hollanda…

Doğu’da, Malezya, Singapur ve Yeni Zelanda…

Hep bu zihniyetle başarılı oldular.

Çalışanlar işlerini namusları bildi.

Öyle bir sıkı disiplin ile çalıştılar ki…

Sonuç ortada.

Bu gelişmişliklerini, sömürgecilik v.s. ile açıklayan bazı teoriler de yok değil.

Haklısınız. Ama çalışıyorlar. Sürekli çalışıyorlar.

Biz ise sadece mazeret üretmek için çalışıyoruz.

Şimdi bir yol ayrımında… Düşünün Canlarım.

Sizin çalışma stiliniz ne olacak?

Başarısızlığınız için Siz hangi mazereti seçeceksiniz???

Bu ülkeden bir halt olmaz.

Bizden bir köy kasaba olmaz.

Böyle gelmiş böyle gider.

Zaten patron çok zalim.

Biz kendimizi bu şartlar altında geliştiremeyiz.

Benim bu işi daha iyi yapmama imkan ve fırsat tanımıyorlar.

Bu kurumda, başarı için yeterli bir motivasyon yok.

Bu şirket başarıyı hak etmiyor.

Bu şirket beni hak etmiyor…

İyi o zaman. Size uğurlar olsun.

Gidin, gidebildiğiniz kadar.

Bu kafa sizi çok iyi yerlere götürmez, ama. Benden uyarması.

Ya da bu mazeretlerin ardına sığınmak yerine;

“Bu koşullar altında yapabileceğimin en iyisi nedir?” diye bir soru sorarak işe koyulabilirsiniz.

İnanın, yedi haftadır önerdiğim çalışma stili, dışarıdan bakıldığında kısmi kölelik gibi görünse de; işinizin efendisi olmanızı sağlayacak yegane başarı formülüdür.

Uymak ya da uymamak size kalmış.

Ama en azından, beğenmediğiniz şartların kürek mahkumluğu yerine, bir kurtuluş reçetesi isterseniz…

Çalışma stilinizi belirleyin derim ben.

Bir ülke, patron ne olursa olsun.

Ne yaparsa yapsın.

Hak etsin ya da etmesin.

İşini namusu bilenlerin azimli ve gayretli çalışmalarıyla kurtulur ve yeniden inşa edilir çünkü.

Münir Arıkan
Düşünce Koçu
Munir@munirarikan.com