Yazar > Makaleler

İş Arayanları İş Bulanlara Çevirme Kılavuzu – 6

“Ben Aramam, Bulurum” Pablo Picasso

“Ne kadar çok çalışırsanız o kadar çok mutlu olursunuz”
Charles Dickens

İşin tanımı ve işe olan bakışınızı ele almıştık geçen hafta.
Yine işin tanımı üzerinde duracağız bu hafta da.
Dostoyevski “Aşkla yapılmış ölesiye bir çalışma, işte gerçek mutluluk” derken işin tanımı da veriyor aslında.
İş, aşkla yapılacak.
İnsan ölesiye, kendisini işe verecek.
O zaman iş de, kendi içindeki potansiyeli kendini o işe verene verecek.
Bir işin içinde sonsuz potansiyel vardır, Canlarım.
Bana e-maille sorabilirsiniz, “Hocam tuvalet işinde de sonsuz bir potansiyel var mıdır?” diye. Elbette. Kendisini ve hayatını tuvalet işine adayan, tuvalet işinde dünyada bir numara olur. Singapur’da gördüğümüz inanılmaz tuvaletleri zincirini kurar. Ve hem tuvaletleri muhteşem bir yapıya kavuşturur. Hem de ondaki potansiyeli keşfettiği için, mutlu – huzurlu – başarılı ve zengin bir hayatı olur.
Bu dünyanın bütün meslekleri için böyledir. O mesleğe kendini en fazla adayan başarılı olur.
Bana bir türlü iş bulmadığını söyleyen dostlarıma, Türkiye’de şu anda milyonlarca iş potansiyeli olduğunu söylüyorum. Üzüyorlar haliyle.
Hocam, üniversite mezunuyuz.
Hocam, dil biliyoruz.
Hocam, kendimizi yetiştirdik.
Ama, iş bulamıyoruz.
Değerli Dostlarım.
Voltaire; “Tanrının insanlara en güzel armağanı çalışma zorunluluğudur” derken acaba neyi kastediyordu. Hem zorunluluk hem armağan. Biraz ters gibi duruyor. Ama Naim Süleymanoğlu da, her gün artan ağırlıkları kaldırma zorunluluğu ile çalışmasaydı, 7 dünya şampiyonu altın madalyalı Cep Herkülü olamazdı her halde değil mi?

İş bulmayan arkadaşlarda, bana gelen e-maillere göre tespit ettiğim bazı sorunlar var.

Size tavsiyem bu sorunları inceleyip, sizde de olduğunu düşündüklerinizden kurtularak, iş bulmaya bir adım daha yaklaşabilirsiniz.

Gerekli olan (!) tüm niteliklere sahip olduğunu söyleyip, buna rağmen iş bulamadığını söyleyen dostlarımda (kişisel yazışma ve konuşmalar sonrasında) Şu eksiklikleri tespit ettim;

a. İletişim problemi (Diplomasız iletişim sorunu biraz çekilebilir. Ama hem iletişim sorununuz var hem de diplomanız varsa, hiç kimse kahrınızı çekmez.) İnsanlar uyumlu, fedakar ve mütevazi kişilikleri seviyor, onlara yaklaşıyor ve onları işe alıyorlar. Ama burnunuz havada, taviz vermeyen bir edada, kendini beğenmişlik derecesinde bir hırsa sahipseniz, o işyerine adaptasyonunuz zor olacağı için, baştan engelleniyorsunuzudur.
b. Kendini mesleki olarak güncelleme ve yenileme eksikliği (Maalesef insanlar o meslekteki en iyileri bilmiyor. Onlardan ders almıyor. Onlarla görüşmüyor. Diyelim mimar olmuş ama Dünyanın ve Türkiye’nin en iyi mimarlarını tanımıyor. Onlarla görüşmüyor. Onları takip etmiyor. Peki bu kişi kendini nasıl geliştirecek?)
c. Mesleki literatüre hakim değiller. (Mesleki bir dergi takibi, basın ve literatür takibi yapmıyorlar. BU da onların bilgilerine olan güveni sarsıyor. Ya da mesleklerine olan bağlılıkları konusunda şüphe uyandırıyor)
d. Okumuyorlar. (Türk ve Dünya klasiklerini… Kişisel gelişim kitaplarını… İş başvurusu yaptıkları sektörle ilgili kitapları… Okumuyorlar.)
e. Mesleki oda, dernek, siad gibi sivil toplum kuruluşlarının kapısından içeri girmiyorlar. (Ortak faaliyetlere katılmıyorlar. Organizasyonları takip etmiyorlar. Çevrelerini genişletmiyorlar. Kendilerini gösterebilecekleri bu tür organizasyonlardan uzak duruyorlar)
f. Fuarlara ilgi duymuyorlar. (Kendi meslekleri ile ilgili fuarları takip etmiyor ama araba fuarlarını kaçırmıyorlar)
g. Kişisel bakım, diksiyon ve imajlarına dikkat etmiyorlar. (Aman dikkat. Şirket robot aramıyor. Bir insan alıyor. Ama maalesef bunu en çok reklamcılık, HW/SW – IT sektöründeki kişilerde çok daha fazla görüyorum. Nasıl olsa bir mesleğe sahip oldukları için, hayatın iletişim ve imaj kısmına pek dikkat etmiyorlar. Bu da onca kalabalık arasında fark edilmelerini zorlaştırıyor.)
h. Başvuru yaptıkları şirketi tanımıyorlar. (Şirketle ilgili görüşme öncesi hiçbir çabaya ve zahmete girmiyorlar. Bu da demek ki bu eleman bizi önemsemiyor fikrini uyandırıyor. Önemse ki önemsen!)
i. Yüksek maaşla başlamak istiyorlar. (Ama iş dünyası hak ettiğini peşinen vereyim sen de bu aldığın kadar çalış mantığını ile yürümüyor. İŞ dünyası önce ispat et. Sonra ben sana ödeyeyim mantığı ile işler. Düşük bir maaşı kabul edip, sonra kendisini ispat ederek kariyer yükselmesi ne doğrusu olacakken, yüksek beklentiler, işi yokuşa sürüyor)
j. İş verene güven vermiyorlar. (Ben Dünyanın en büyük fotogrametrik harita şirketine girdiğimde 3 yıl koşulsuz iş akdi sözleşmesi imzalamıştım. Her ne olursa olsun, 3 yıl şirkette kalacaktım. Ve de kaldım da. Baştan iş verene verilecek bu tip bir süre sözü, iş verenin size olan bakışını değiştirecektir.)
k. Sosyal yaşantı eksikliği (Hayatın içine girmeden, kıyısından köşesinden geçmiş olma izlenimi, iş vereni tedirgin ediyor. Sorulan kişiler tanınmıyor, belli bir iş dünyası ve sosyal yaşama dair birikim sağlanmadığı için önemli şahsiyetler tanınmıyor. Bu büyük bir dezavantaj. İlgisiz ve kayıtsız bir eleman imajı dopuruyor.)
l. Network eksikliği (Gördüğüm kadarıyla iş ferdi ve şahsi olarak aranıyor. Hiç kimse onca okul arkadaşını, eski mesai arkadaşını ve kendi aile ve sosyal çevresini iş bulma sürecine dahil etmiyor. Bu konuda ortak bir network olarak çabalamıyor. Bir elin nesi var? İki elin sesi var diye boşuna denmemiş. Mutlaka en azından eski okul arkadaşları ile birlikte bir ortak çaba, çok daha büyük faydalar getirecektir.)
m. Yabancı dil eksikliği (Dil bilmeden, kariyer çok zor. Hatta imkansız!)
n. Yurtdışı tecrübe eksikliği (Aman hocam işsiz güçsüz halimizle yurtdışına nasıl gidelim demeyin sakın. 99 €’ya üç günlük yurtdışı turları var. Siz yeter ki isteyin. Bisikletle Türkiye’ye gelen, hatta sırtında uyku tulumu ile gelen turistleri görünce, azmin ne demek olduğunu bir kez daha anlıyorum.)
Victor Hugo’nun bir sözü ile bitirelim; “Çalışma uçup giden bir alışkanlıktır. Bırakması kolay, yeniden başlaması zor bir alışkanlık.
Köydeki Bektaşi’yi yalvar yakar sabah namazına götürmek istemişler. “Ben kalkamam o vakitte erenler” demiş. “Hem yaşımız da geçti artık. Hayta namaza başlayamam!”
Dervişlerden biri akıl vermiş. “Bizimle birlikte 40 gün gel camiye. Bak nasıl başlıyorsun”
Bektaşi cevaplamış; “Ah be erenler” demiş. “Sen benim gibi 40 gün bırak, bak bir daha başlayabiliyor musun?”

Aman canlarım. Aman dikkat. İş arama ve bulma döneminde, işsizlik alışkanlıkları kazanmayasınız. Sonra bırakması zor oluyor.
İş bulamasanız da, en azından iş arama ve iş bulma sürecini bir işmiş gibi düşünün.
Sabah erkenden kalkılıp, akşam mesaiye kalınan kutsal bir iş.
Bu şekilde sistematik olarak çalışmaya başlayın. Sonuç muhakkak ki, işsizlik sendromuyla gevşek ve ürkek bir iş arama sürecindekilere göre çok daha iyi olacaktır.


Münir Arıkan
Düşünce Koçu
Munir@munirarikan.com