Yazar > Makaleler

İş Arayanları İş Bulanlara Çevirme Kılavuzu – 5

“Ben Aramam, Bulurum” Pablo Picasso

(İş Nedir?)

“Sen işini bitirmezsen, iş seni bitirir.”
Cavidan Tümerkan

İşte, geçen haftanın sizden cevap beklediğim 7 sorusunun, sizden gelen cevapları;
1. Ne arıyorsunuz? Neyi arıyorsunuz? (Kendimi arıyorum) % 84
2. Ne aradığınızı biliyor musunuz? (Ah, bir bilsem!) % 56
3. Şu anda çalıştığınız işinizi seviyor musunuz? (Hayır!) % 86
4. Hangi işi sevdiğinizi nasıl anlayabileceksiniz? (Ah, bir anlasam!) % 45
5. Bir insan ne istediğini nasıl bilebilir? (Sistem, ne istediğimizi bilebilmemize engel.) % 48
6. Bir insan, kendisini o istediğine ulaştıracak yolları nasıl bulabilir? (Yolları bulsak bile, ona ulaşmak imkansız) % 62
7. Yaşamak için mi çalışıyorsunuz, yoksa çalışmak için mi yaşıyorsunuz? (Hocam, maalesef içinde bulunduğumuz mevcut duruma göre, yaşamak için çalışıyoruz) % 94

Verdiğiniz cevaplarda en can alıcı, en can yakıcı olanı; üçüncü ve yedinci sorudaki.
Yüzde 86’nız çalıştığı işi sevmiyor. Yüzde 94’ünüz ise, aslında çalışmak için yaşamayı istemesine rağmen, mevcut şartlar nedeni ile, istemeye istemeye yaşamak için çalışmak zorunda olduğunu söylüyor.
Şubat tatilinde 50-60 kişilik bir ilk öğretim öğrenci grubuna, “Gelecek Nasıl Bir İnsan bekliyor” adlı seminer verdim. 8-10 yaşlarındaki bu cıvıl cıvıl gruba, seminerin ikinci yarısında şöyle bir soru sordum;
“Çocuklar, bana en kötü bir meslek söyler misiniz?”
Çocuklar hemen atladı, bu sorumun üstüne.
-“Çöpçülük, hocam”
-“Hizmetçilik, Hocam”
-“Çaycılık, Hocam”
…
Adı İrem Karakaş.
Yaşı 8.
Çocukluğun verdiği bütün masumluk ama bilginin verdiği bütün haklılık ile atıldı, bu yavrucak;
-“Hayır Hocam! En kötü meslek, hiçbir mesleği olmamaktır. En kötü meslek mesleksizliktir!”Dakikalarca alkışladık onu hep birlikte.
Dün de söz verdiğim hediye kitaplarını imzalı olarak yolladım, adresine.
Aristoteles; “İşler iş olarak, şerefli ya da şerefsiz diye ayrılmazlar. Yapılışlarındaki maksatlara göre şerefsiz ya da şerefli olurlar” demiş. Sanki bunu bilen biri gibi İrem.
İrem, geleceğin sevdiği mesleği yapan, başarılı bir arkadaşımız olacak.
İşine odaklanacak.
İşini sevdiği için, çalışmalarını gönüllü olarak yaptığı için; işi de onu sevecek ve içindeki bütün sırları Sevgili İrem’e sunacak. İrem, böylece işin içindeki sıra dışı gerçek potansiyeli görecek, algılayacak.
Böylece diğer akranlarına göre İrem’in daha başarılı, daha nitelikli ve daha kaliteli bir hayatı olacak.
Peki iş nedir desem size Canlarım?
İş?
Lasage; “İş sonu taçlandırır” diyor. Gerçekten de öyle. Hayatımızın sonunda, baki kalan şu kubbedeki hoş sedadır iş.
Atalarımız “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz” diye boşa söylememişler. Bu dünyaya geldiğimizi, gerçekten yaşadığımızı ve en önemlisi yaşadığımıza değdiğini ispat edecek yegane varlık sebebimizdir iş.
İşin en kötüsü, hiçbir işi olmamaktır. Boş boş dolaşmaktır. Hiçbir iş yapmamak, hiçbir işe yaramamaktır.
Beydaba; “Yapılan işin en hayırlı, sonu en iyi olandır” demiş. Yani, işin sonu, kendi sonunuzu da hazırlıyor, Dostlar.
“Kendi işi için efendi olmayı becermeyen, başkalarına hizmetçi olur” diyor Şehabettin Ahmed İbşihi.
İşe köle olmaktan bahsederken, şu sevgililer gününde, sırılsıklam aşık olduğumuz sevgilimize başlanmak, kölelik mi, hürriyet mi olur? Aşk köleliktir diyenleri anlıyorum. Ama onlara katılamayacağım. Aşk. Gönlün sesi. Ruhun frekansı. Aklın baştan çıkarcasına sevgiliye tutulması. Bundan daha güzel ne olabilir. Aşık olan kişi, bütün fedakarlıkları ilei, sevgilisine sundukları ile, onun için çırpındıkları ile yaşar sevgilisinin o güzel gönlünde. Yani yaptıkları ona külfet gelmez. Yaptığı her şeye değer, o kutsal sevgisi. Ferhat gibi dağı bile deler.
Her ne kadar tüketim çılgınlığı pompalamasına maruz bırakılan çağımız insanına, “sevgiline hediye almazsan bir odunsun sen!” yakıştırmacasına karşı olsam da, durum değişmiyor. Genel algı böyle çünkü.  İnsanlar, sevdikleri için bir şeyler almak, bir fedakarlık yapmak, bir şeyler başarmak gibi şeyleri görmek istiyorlar.
Peki sevdiğimi kişide durum böyle de, acaba sevdiğimiz işte durum böyle olmazsa, o işin sırrına vakıf olabilir ve ondaki sırları keşfedip adına başarı denen tacı takabilir miyiz? Asla!
Plautus, asırlar öncesinden şöyle sesleniyor; “Yapmakta olduğun işi en iyi yap”! O günün şimdi ilkel gibi gelebilecek basit koşullarında bile, her ne yapıyorsan en iyisini yapmayı salık veren bir filozafla karşı karşıyayız ki hemen hemen bütün akranları da onunla aynı fikirdedir, iş konusunda.
Vauvenargues diyor ki; “Büyük işler başarmak isteyen kimse, ölüm yokmuş gibi çalışmalıdır”
İşte benim anlatmaya çalıştığım şey de bu dostlar.
Öylesine bir hayatınız olsun istiyorsanız, öylesine bir işte, öylesine çalışabilir, çalışıyormuş gibi yapabilirsiniz.
O zaman varlığınızla yokluğunuz bir olmaz, yoklu8ğunuz aranmaz, varlığınızla gurur duyulmaz.
O zaman başkalarının başrol oynadığı hayat filminin sahte figüranı olursunuz. Araya kaynar gidersiniz.
Ama ben var olmanızı isteyen bir dostunuzum.
Yaşadığınıza değmeli.
Diğer başarılı insanlardan bir farkınız yok. İnsan. Tek cins. Mükemmel bir varlık. Sadece içindeki potansiyeli, atalet dediğimiz tembelliği yenerek keşfetmesi, ortaya çıkartması ve insanlığa hediye etmesi gerekiyor. Ancak bu şekilde, bir insan ölümsüz olabilir.
İbrahim Şinasi; “Dene altını mihenk taşında, insanı da bir iş başında” diyor. Yani, iş, insanın mihengi oluyor.
Germiyanlı Ahmedi ile bitirelim; “Canın pişmanlıktan dilersen arına. Koma bu günün işini yarına”
Haydi Canlarım.
İşinizi sevdiğiniz kadar sevilecek ve sayılacaksınız.
Kendinizi işinize adadığınız kadar, hayata tutunacaksınız.
İşinizdeki potansiyeli keşfettiğiniz kadar, içinizdeki potansiyeli ortaya çıkartacaksınız.
Gün çalışma günüdür.
Uygarlıklar dünyasından payımıza düşeni almak günüdür.
Çook gerilerde kaldık. Çook geri kaldık dostlarım.
Gün davranıp, ayağa kalkmak ve koşmak günüdür.

Münir Arıkan
Düşünce Koçu
Munir@munirarikan.com