Yazar > Makaleler

İş Arayanları İş Bulanlara Çevirme Kılavuzu - 3

“Ben Aramam, Bulurum” Pablo Picasso

Çalışmak insanı şu üç beladan kurtarır; Can sıkıntısı, kötü alışkanlıklar ve yoksulluk”
Voltaire

“Hayatınızın karşılığı olan bir iş sevin. Hayatınıza değecek bir iş bulun Canlarım” demiştim geçen hafta. Ne kadar da hassas bir konuya değinmişiz, bilerek  O kadar çok mail aldım ki Sizlerden, ne kadar memnun olduğumu anlatamam.
Konu hayatınız. Konu geleceğiniz. Konu Sizsiniz.
Bazı marjinal grupların söylemlerindeki gibi patron konusu değil, mevzu bahis olan, direkt sizsiniz. Sizin hayatınız.
“Ne istediğini bilmek, bildiğini istemektir” demiştik, değil mi?
Ve olay, ne isteğimizi nasıl bileceğimizle, istediğimizi istemenin yollarını nasıl bulabileceğimizde düğümlendi.
Doğru ya. Bir insan ne istediğini nasıl bilebilir?
Ya da diyelim ki ne istediğini biliyor. Peki kendisini o istediğine ulaştıracak yolları nasıl bulabilir?
Bu hafta bu iki kritik soruya cevap arayalım, hep birlikte. Yorumlarınız hem kariyer destek sayfamıza hem de benim görüşlerime renk katıyor. Bekliyorum.
İş arayan dostlarıma, bir işte çalışan dostlarıma, bir işte çalışırken eli işte gözü başka bir işte olan dostlarıma özel bir sorum var;
Yaşamak için mi çalışıyorsunuz, yoksa çalışmak için mi yaşıyorsunuz?
Geçen haftanın en can alıcı mesajını yollayan okurum (mukadder78@hotmail.com) “16 saat çalışma” konusuna takmış kafayı. Bunu biraz abartılı bulmuş. Hatta işi köleliğe kadar götürdüğünü de anlaşılıyor, mesajından.
Öncelikli olarak şunu açıklayayım. 23 yıllık kariyerinde 19 değişik kölelik yapan bir kişiyim. Evet evet. Kölelik. Resmen kölelik. Ama kölelik diyince, aklınıza hemen çalışma saatleri veya çalışma koşulları gelmesin no’lur. Bülbül ve altın kafes meselesidir, bu.
Dünyanın en iyi şirketlerinde, çalışma hayatına örnek teşkil edecek mükemmel bir kariyerim oldu. Eee? Kölelik neresinde bunun diyeceksiniz.
Gönlümdeki iş değilmiş hiçbiri.
Hiçbiri hayatımı adayabileceğim, uğruna hayatımı feda edebileceğim bir iş değilmiş.
Okurum (mukadder78@hotmail.com) 16 saat çalışmak kölelik değil mi diye soruyor.
Asıl kölelik günde 3-5 saat ya da 8 saat mesai yapıp, öylesine ayara kaynayan, başkalarının filminde figüran bir hayatın sahibi olmak.
16 saatinizi verin derken ben sizi bu kölelikten kurtaracak formülü vermiştim aslında. Hem kendinizin hem de kendi işinizin lideri olabilmenin sırrını vermiştim.
Ama öncelikli olarak şu 16 saat meselesine açıklık getireyim.
Sabah 06, akşam 22:00 değil kastettiğim. Asla bu değil.
Ama gönlünüzdeki işi bulmuşsanız, gönlünüzdeki işi yapıyorsanız, gönlünüzce çalışırsınız.
İşyerine gelirken yolda geçen süre de mesai sayılır. İş yerinde düşünmek amacıyla uyurken geçen süre de. Hiç kimse size dokunamaz. Eğer işin hakkını verdiğinizi düşünüyorlarsa.
Ama rölantide bir çalışma sergiliyorsanız, dakika’nın hesabı sorulur sizden.
Ben ise sorulmasın diye, sizin tarafınızı tutuyorum.
Öyle bir kariyer başarısı sergileyin ki Canlarım. Gezmeniz, yemeniz, içmeniz, uyumanız… her şeyiniz hayatınızı adadığınız o iş için olsun.
Zaten hayatınızı o işe adamıyorsanız, başkalarına adamışsınız demektir. Bir nevi gönüllü kölelik. Kölelikte de üçün beşin hesabı olmaz. Köle köledir. Ha 8 saat çalışır, ha 1 saat. Hiç fark etmez.
Mühim olan sizin o güzel gönlünüzü, gönlünüzdeki muhteşem varlık sebebinize götürecek yolları bulmanız, işaretleri okumanız ve hayatınıza anlam katmanızdır.
Yukarıdaki sorunun bir çok değişik versiyonlarını üretmek mümkündür;
Yaşamak için mi çalışıyorsunuz, yoksa çalışmak için mi yaşıyorsunuz?
Bu soruya vereceğiniz cevap, sizin şu andaki konumuzu belirler. Yani ne olduğunuzu.
Yaşamak için çalışıyorsanız, çok çalışmaya ne gerek var ki? Aldığınız cüzi bir maaş, yaşamanızı sürdürmeye yetecek kadar bir gelir yeter de artar da.
Ama bendeniz yaşamak için çalışmıyorum efendim.
İş dünyasının hırslı patronlarının büyük çoğunluğu maalesef yaşamak için çalışıyorlar.
Bu gün dünyamız bu durumdaysa, buna yaşamak için çalışanların açtıkları yıkımlar sebep olmuştur.
Hırsın kibirle buluşması. Ölümüne satış. Ölümüne gelir. Ölümüne başarı.
Ne için?
Yaşamak için.
Yaşıyorsun zaten.
Öyle değil. Villalarda, saraylarda, köşklerde yaşamak için.
Yemeklerin en güzelini yemek için.
Otellerin kral dairesinde kalmak için.
Kıyafetlerin altın sırmalısını giymek için.
Arabaların altın kaplamasına binmek için.
…
Örnekleri çoğaltabilirsiniz.
Ama ben öyle yapmıyorum dostlarım.
Benim yaşam felsefem; “çalışmak için yaşamak”…
Çalışmazsam kendimi yaşamış sayamam.
Hele hele seminer vermek ruhunun yaşam enerjisi olan bir Münir Arıkan’ı 33 yaşımda keşfettikten sonra hiç olmaz bu.
İmkansız. Mümkün değil.
Bu yola ölümüm bahasına çıktım.
Bir seminere giderken, bir seminerden gelirken ya da daha iyisi bir seminer verirken alınsın isterim canım.
Çünkü hayatımın anlamı olan bir işim var çok şükür.
Hayatımı adadığım bir işim.
Bu iş benim varlık sebebim.
İnsan varlık sebebi olan işi bulduğunda, konuşması, düşünmesi, yemek yemesi, arkadaş ziyareti, seyahat etmesi, gezip tozması, sinemaya gitmesi, televizyon izlemesi, gazete ve dergi okuması bile o iş için oluyor.
Algıda seçicilik başlıyor.
Her şey işiniz, işiniz hayatınız oluyor.
Şerefim hakkı için 100 milyar dolarım olsa bile, ben yine bu işi yapıyor olurdum.
Hatta daha çok bu işi yapıyor olurdum.
Kendimi daha fazla adardım. Yeni seminer mekanları keşfederdim. Daha fazla geniş kitlelere ulaşmak için, sıra dışı projeler üretirdim. Bütün dünya insanlarının seminerime katılması için, sevgili Organizatörüm Yüksel Evsen ile mükemmel organizasyonlar yapardım.
Çünkü bu şekilde mutluyum. Seminer verdikçe, kitap yazdıkça, projeler ürettikçe varlık sebebimi gerçekleştirmiş oluyorum.
Ya da sevdiğim işi yapmazsam, hiç yaşamamış oluyorum. Varlığımla gurur duyamıyorum.
Bunu “yaşamak için mi yiyoruz, yoksa yemek için mi yaşıyoruz?” sorusuna da uyarlayabiliriz.
Burada da tam tersi bir durum söz konusu. Çünkü çalışmak için yaşayan bir insan, aynı anda yemek için de yaşamaz. Mümkün değil.
Ama ortalık yemek için yaşayanların obez hayatlarından geçilmiyor.
Halbuki yaşamak için yiyen Kızılderililer kadar olabilseydik, dünyamıza bu kadar zarar vermemiş olurduk en azından. BU kadar birbirimizi yeme noktasına gelmemiş olurduk, hırsımızdan.
Bir düşünür; “Dev gibi eserler vermek için, karıncalar gibi çalışmak gerek” demiş. Fatih Altaylı bir yazısında bu sözü “İnsan gibi yaşamak için eşek gibi çalışmak gerek” şeklinde ifade etmişti.
Ne dersiniz Dostlarım.
Hayattaki varlık sebebinizi bulmak ister miydiniz?
Hangi işi yaptığınızda ruhunuzun yücelebileceğini anlamak ister miydiniz.
Rahibe Teresa, bazen 18 saat çalışırdı. Hem de hiç yorulmadan. Florence Nightingale bazen yaralılar arasında sabahlara kadar (çalışmak ne kelime) çabalıyordu, didiniyordu, yırtınıyordu. O da yorulmuyordu.
Tarihe iz düşenlerin lügatinde yorulmak olmaz dostlarım.
Tarihe iz düşenlerin hesabında da 16 saat çalışmanın hesabı olmaz. Onlar varlık sebeplerini bulmuşlardır. Erişmek istedikleri o yüze hedefleri doğrultusunda çalışmaktan asla yorulmadıkları gibi, çalışmadan yaşadıkları bir hayattan da asla zevk almazlar.
Onun için bilge insan Konfiçyüs; “İnsan daima sevdiği işi yaparsa, hayatında bir gün bile çalışmamış sayılır” diye boşuna dememiş.
Hem gönlünüz, hem ruhunuz, hem zihnizi hem de bedeninizi şad edecek bir işe odaklanın bütün gücünüzle Canlarım.
Sizin de yaşadığınıza değsin, şu koca hayat.

Münir Arıkan
Düşünce Koçu
Munir@munirarikan.com