Yazar > Makaleler

İş Arayanları İş Bulanlara Çevirme Kılavuzu - 1

“Ben Aramam, Bulurum” Pablo Picasso


Yepyeni bir yılın başlangıcında, tembelliğimden ara verdiğim haftalık yazılarıma yeniden başlamanın heyecanıyla koca bir merhaba, hepinize.
Köşe yazarlarında adettir. Yıl boyu yazdıkları yazıları, yıl sonunda biriktirip kitap yaparlar.
Ben sabırlıyım beklerim derseniz, haftalık bültenlerimizi hiç okumayın, işinize bakın. Eğlenin, dinlenin. Yıl sonunda piyasaya çıkacak kitabımızı alıp okursunuz. 
Ama yok “ben bugünün işini yarına bırakmam. Bir yıl bekleyecek kadar da sabır gösteremem” diyorsanız, işte Size kendinizi bir iş arardan iş bulura çeviremeye yardımcı olacak bir kitabın ilk bölümü;
Umarım kariyeriniz için mükemmel bir yol arkadaşı ve kılavuzunuz olur.
İspanyol ressam Pablo Ruiz Picasso 2. Dünya Savaşı sırasında “Ben aramam bulurum” demişti. Pearl Harbour’dan Hiroşima’ya, Normandiya’dan Çanakkale’ye bütün dünyayı yakıp yıkarken, o bütün kötülüklerin, ölümlerin ve yıkımların arasından dünya tarihine miras olarak kalacak eşsiz eserler çıkartmasıyla ünlüydü.
Tarihin bilinen en üretken sanatçısı olan bu sıra dışı adam, her biri bir şaheser olan 13.500 resim, 34.000 kitap resmi, 300 eşsiz heykel ve bir çok paha biçilemez seramiği o kısa ömrüne sığdırmıştır.
Sanatçı bir aileye mensup olan Picasso’nun anne ve baba tarafından ressam akrabaları vardı. Bebekken ilk söylediği sözcük, İspanyolca kalem anlamına gelen “Lapiz’in kısaltılmışı olan “Piz” olmuştu.
Herkesin yıkım gördüğü, ölüm gördüğü yerlerden yüzyıllar boyu ölmeyecek eserler üretmeyi başarmış bu adam, yaptıkları ve yapacakları hakkında sarsılmaz bir inanca sahipti.
Her şeyden önce aramak kastıyla dolaşmazdı. Ölümün kol gezdiği savaş meydanlarında bile bulmak kastıyla gezerdi. Herkesin ölümden kaçtığı o meydanlarda, Picasso ölümsüz eserlerine ilham verecek sayısız ilhamlar bulurdu.
Her zaman bir şeyler bulacağına inanırdı. Guernica kasabasının Alman bombardımanı sonrasındaki durumundan çok etkilenen Picasso, savaşın yıkımını resmettiği kesik kol ve bacaklarla dolu ve özellikle kucağındaki ölmüş bebeğinin, eşinin, arkadaşının portesini resmettiği bir eserine Guernica adını vermişti. (Bu eser Picasso’nun en ünlü eseri olarak kabul edilir.)
Yıllar sonra arkadaşı Max Jacob’u Almanların toplama kampında öldürecek olan Alman komutan, Guernica’ya geldiğinde resimden çok etkilenip, bombardıman esnasında bile atölyesinde çalışan Picasso’ya “Bunu siz mi yaptınız” diye sorduğunda ressamın cevabı da eserleri gibi eşsiz olur; “Hayır, Siz yaptınız!”
Türkiye’nin en büyük iş arama ve iş bulma portalında, Siz sevgili iş ararları bir an önce gönlündeki iş için mükemmel bir iş bulur’a çevirmek amacıyla yazdığım bu eserde, acaba neden Picasso ile başladım, hiç düşündünüz mü?
Her arayanın bulamadığı, bulamayanların ise aramaktan vazgeçmediği ama Mevlana’nın dediği gibi, bulanların da sadece arayanlardan çıktığı şu hayat serüveninizde, asıl aradığımız şey nedir acep?
Öyle diyor üstad Beyazıd-ı Bestâmi; “Aramakla bulunmaz; lakin bulanlar arayanlardır.”
Kimileri iş arar. Kimileri aş arar. Kimileri eş arar. Ama aslında herkes bence kendini arar. Bütün bu çabaların altındaki gerçek, insanın Yunus Emre’nin “Bir ben vardır ben benden içeru” dediği içimizdeki ben’i bulmak değil midir?
“Kendimi arıyorum, gören var mı?” diye niye soruyor Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri acaba?
Hayatın anlamıdır çünkü aramak. Ve hatta aramamak yaşamamaktır. Yani aramak yaşamaktır. Hayatta kalmaktır.
Aramak ben yaşıyorum demektir. Ben buradayım demektir. Bulmak ise, işte ben buyum demektir.
Bütün bu çaba kendimizi sunmaktır. Fark edilme çabasıdır hayat. fark edilmemek ölümdür, yok olmaktır. Fark edilmek ve seçilmek ölümsüzlüktür.
Bulamamak ise, kaybetmek değil kaybolmak demektir.
Çünkü bulamayanlar, aradığı işi bulamayanlar değildir. Onlar kendilerini bulamadıkları için, çalışma hayatlarındaki eşleri olan ruh işlerini bulamamışlardır.
Evlilik de böyle değil midir?
Kendilerini bulamayanlar, kendilerinin ne olduğunu bulamayanlar, evlilik hayatlarındaki eşleri olan ruh eşlerini bulmadıkları için perişan değiller mi?
Bütün doğu tapınaklarının kapısını süsleyen Socrates’in o ölümsüz sözünü gel de anma şimdi; “İnsan, kendini bil”
Kendini bilen insan, önce ne arayacağını bilen bir insandır.
Bunu niye arayacağını bilen insandır.
Bulunca ne yapacağını bilen insandır.
Peki ama çoğunluğun kendini bulamadan öldüğü şu dünyada, bulamadığı bir şeyi nasıl bilecek insan? Neyi arayıp, neyi bulduğunu? Aradığını bilmediği için, bulduğunun gerçek aradığı olduğunu???
“Buluncaya dek onları ararsınız ama bulduğunuzda aramaya değmez oluyorlar Hocam” demişti bir okurum.
Acaba iş bulana kadar ne iş olsa yaparım ağabeycilerin, işe yerleştikten birkaç gün sonra hiçbir iş yapmamaya başlamasını da açıklıyor mu bu tespit?
Ya da 3 saat süren evlilikleri?
Öyle ya. Her şey arayana kadar. Bulup da elde edince, bütün cazibe bitiyor mu ne?
“İnsan ancak anladığı şeyleri duyar” diyor Goethe. Seçtikleri de hep anladıklarından demek ki. Peki öyleyse bu bir kısır döngü değil mi?
Gerçek potansiyelini nasıl bulacak insan, bu kısır döngüden kurtulmadan.
Hoca Nasreddin de bu gerçeğin peşindeydi bence. Evde kaybettiği anahtarı yolda ararken, anahtarı niye kaybettiği yerde aramadığını soranlara, “orası karanlık, arasam da sonu belli” diye cevaplamıştı. Yani sonu hüsran olacak bir arama işine girişmektense, o an için ona başka bir şey bulduracak değişik bir çabaya girme bilgeliğiydi onunkisi!
Bugün bir çoğumuzun yapamadığı bir bilgelik.
İki çoban oturmuş çimenlerin üstüne öğle molasında. Açmışlar çıkınlarını. Bilo çıkındaki soğanı almış hemen. Bir yumruk, soğanın tepesine. İhtimamla soğanın tam ortasındaki cücüğünü ağzına atarken, Maho’nun soracağı tutmuş. Hayal işte.
“Ula Bilo” demiş. “Zengin olsan ne yerdin?”
Bilo elindeki cücükten bir ısırık almış kütürdeterek. “Soğanın cücüğünü Maho Abey” demiş.
Ve onun da soracağı tutmuş. “Peki Maho Ağabey” demiş. “Zengin olsan sen ne yerdin?”
Maho çıkındaki yarısı gitmiş soğanın cücüğünde kalakalmış gözleri. Yutkunarak. “Ula Maho” demiş. “Bana bi’şey bırakmadın ki”
Öyle ya. Bütün bildiğimiz soğanın cücüğü ise, seçtiklerimiz de o cücükle kısıtlı kalmıyor mu?
“Ne istediğini bilmek, bildiğini istemektir” diye boşuna dememişler.
Ne istediğimizi bildiğimiz, hep bildiklerimiz arasından değil de, bilmediğimiz özellikleri ve güzellikleri de keşfedip, hayatımıza maddi ve manevi zenginlikler kattığımız bir yıl olmasını diliyorum 2008’in.
Gelecek hafta iş arardan iş bulura, serüvenimiz devam edecek.
Sağlıcakla,

Münir Arıkan
Düşünce Koçu
Munir@munirarikan.com